Nagehan ALÇI, Rasim Ozan KÜTAHYALI - 13 Şubat 2011 PDF Yazdır e-Posta

Nuriye Akman: Bugün evliliğinizin 49. günü.

Rasim Ozan Kütahyalı: Bizden daha iyi hesaplamışsınız.

Nuriye Akman: Sevgili olmakla karı koca olmak farklı mı?

Nagehan Alçı: Farklı, nasıl farklı? Ailelerimiz büyüdü. Bizim ikili ilişkimizde bir değişiklik yok. Tabii ki daha düzenli bir hayatımız oldu. Rasim’in ailesi benim ailem oldu. Benim ailem onun ailesi oldu diye umuyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii, tabii.

Nagehan Alçı: Böyle fiziksel değişiklikler oldu.

Rasim Ozan Kütahyalı: Nagehan’ın söylediği gibi aileler genişledi. Aslında çekirdek aile kadar geniş aileyi de çok seven bir insanım. Bütün aile toplansın, yemekler yensin, sohbetler edilsin. Ona tabii izin veriyor evlilik. Güzel bir şey. Bekârlık sultanlıktır derler. O sözün palavra olduğunu anladım.

Nuriye Akman: İlk görüşte aşk mıydı sizinki, yoksa demlene demlene, tarta tarta mı aşka ulaştınız?

Nagehan Alçı: İlk görüşte aşk kesinlikle değildi. Çünkü hakikaten iyi arkadaştık. Birlikte kalabalık grup halinde dışarı çıkardık, saatler boyu sohbet ederdik. Samimi arkadaşlardık. Aramızdaki romantik ilişki daha sonra, zaman içinde gelişti.

Nuriye Akman: Senin için de mi öyle? İlk kez gördüğünde işte aradığım kadın dedin mi?

Rasim Ozan Kütahyalı: İlk görüşte aşk teorisine pek inanmam. Hatta Walter Benjamin’in “Son Bakışta Aşk” diye güzel bir kitabı da vardır. İlk görüşte bir şeyler etki edebilir. O tutkudur bence. Cinsel yahut duygusal bir şeydir. Ama o tutkudur. Hakikaten son bakışta aşk. Yıpranma ihtimaline rağmen döndüğünüzde o kişiyi özlüyorsanız, döndüğünüzde onsuz yapamayacağınızı hissediyorsanız, o son bakışta aşk. Demlenerek olan…

Nuriye Akman: İlişkinizi ve kendinizi nasıl konumladığınıza dair size bir soru yöneltilmiş. Su metaforunu kullanmışsınız. Rasim, kendisini okyanusta hissettiğini söylemiş. Okyanus denince ilk başta insanın aklına devasa bir büyüklük, enginlik, açıklık gelebilir. Ama madalyanın öbür yüzünde de tehlikeler ve fırtınalar var. Sen bu yönünü yaşatacağını mı düşünüyorsun? Kendini mi okyanus olarak kabul ediyorsun, yoksa ‘Nagehan’ı o yönleriyle kabul ediyorum’ anlamına mı geliyor?

Rasim Ozan Kütahyalı: Aslında aşkımızı okyanus gibi gördüm ve hissettim. Bir açık deniz gibi hissediyorsunuz.

Nuriye Akman: Fırtınalı şeylerde yaşayacaksınız o zaman.

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii. Orada şunu söyledim. Kimi ilişkilerde kendinizi küvette hissedersiniz, kimilerinde havuzda, kimilerinde de belki daha büyük bir gölde… Ama karşınıza ya bir kere çıkar ya da hiç çıkmaz. Belki iki kere çıkar. O işte açık deniz, okyanustur.

Nuriye Akman: Her an kaybetme korkusu da var. Tehlike de var.

Rasim Ozan Kütahyalı: Güzel olan hiçbir şey risksiz olmaz. Başyazarım Ahmet Altan’ın çok güzel bir yazısı var. İki tip hayata dair.. Hayat, ya düz çizgidir. İşte o küvet, havuz dediğimiz ilişkiler...

Nuriye Akman: İnişli çıkışlı.

Rasim Ozan Kütahyalı: Ama canlıdır. Düz çizgi, tıpta ölüm anlamına gelir. İnişler, çıkışlar, fırtınalar… Bunların hepsinde bir şekilde beraber gidebileceğine inanmaktır. Yoksa hayatımızın tümünü böyle geçirelim değil. Zaten bu mümkün değil. Modern hayat tehlikelerle dolu bir hayattır.

Nuriye Akman: Nagehan’ın benzetmesi daha ilginç. Sanki güvenliği daha çok tercih ediyor gibi. Çünkü kendisini akmakta olan ılık bir suyun kenarında hissediyor. Ayakları karaya basıyor ve önünden bir ırmak akıyor. Doğru mu tanımlıyorum? Senin için önemli olan öncelikle güvenlik midir?

Nagehan Alçı: Yok. Açıkçası onu düşünerek yapmamıştım o metaforu. Oradaki ılık, doğal hissetmek anlamında. Vücut sıcaklığı ılığa alışıktır. Dolayısıyla kendimi ne büzüşmüş soğuk bir yerde, ne de çok sıcak bir yerde hissediyorum. Doğal ortamda, kendim gibi hissediyorum.

Nuriye Akman: Ama suyun içinde değilsin, karadasın. Su, önünden akıyor.

Nagehan Alçı: Orada anlatmaya çalıştığım, ılık bir yerin içinde olduğum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Anlamlar katmanlıdır. Önünden tatlı tatlı akan bir su ve kenardasın. Zorluyor muyum?

Nagehan Alçı: Hayır, çok hoşuma gider. Ama onu düşünerek söylememiştim. Rasim’de en çok hissettiğim şey, karadayım, risk yok. Ama sakin olsun, sessiz olsun değil. Olsa zaten Rasim’le olmak saçma bir şey olur, gerçek dışı olur. Daha çok hissettiğim, kendim olmam. İlk günden beri hakikaten yapmacık olmamam. Bu, öncesine dayanan arkadaşlığımızdan kaynaklanıyor. Onun yanında saçımı başımı düzeltme gereği hiçbir zaman hissetmedim. Ekstra bir şık olma ya da kelimelerimi düzeltme gereği hissetmedim. Tamamen kendimi bırakma hissi... Beni orada heyecanlandıran o.

Nuriye Akman: Rasim, geçenlerde bir araştırma yapılmış. Ankete 268 bin erkek katılmış. Eşim anneme benzesin diyenlerin oranı yüzde 98 çıkmış. Nagehan ne ölçüde annene benziyor?

Rasim Ozan Kütahyalı: Nagehan, birçok açıdan anneme benziyor. Annemin de Nagehan’ın da en temel özelliği hanımefendilikleri… Hakikaten hanımefendi sıfatını bu kadar hak eden iki kadın olamaz. Aynı şekilde Ferhat anne (?), Nagehan’ın annesi de öyle. Zaten belki bu açıdan birçok anne kız birbirine benzer.

Nuriye Akman: Sen de katılsaydın bu ankete evet mi derdin?

Rasim Ozan Kütahyalı: Öyle demezdim. Çünkü o erkeklerin alıştığı gibi gitmesini istedikleri bir algı. Baktığım zaman tabii ki kendi annem ile Nagehan’ın benzediği taraflar var. Benzemediği taraflar da var. Ama mühim olan şey şu: Nagehan, bundan sonra, hayatımın geri kalanını geçirebileceğim bir insan. Okyanusu o anlamda söyledim. Ferah, bir sıkıntısı yok. Bir sınırı yok.

Nuriye Akman: Bir şeyi talep ettiğin zaman aslında onun tersini de bilmeden, istemeden talep etmiş oluyorsun. O bakımdan dedim.

Rasim Ozan Kütahyalı: Her külfetin bir nimeti vardır. Eğer siz beceriksiz bir kadınla, tamamen size itaat edecek bir kadınla beraberseniz çok renksiz ve kötü bir ilişkiniz olur.

Nagehan Alçı: Rasim’e çok katılmıyorum. Sadece farklı bir mizaç.

Rasim Ozan Kütahyalı: Hayır şey için söyledim. Mesela…

Nagehan Alçı: Hayır. Tamamen kendini sana verecek, biat edecek kadına da kişiliksiz demeyelim. O ayrı bir model. Biz kolay partnerler değiliz. Rasim de değil, ben de değilim. Belki be nedenle bu ilişki bu kadar ikimizi çekti. Hakikaten büyüyerek de devam ediyor.

Nuriye Akman: Nagehan, kısa bir süre evvel babanı kaybettin. Rasim, rahmetli babana ne ölçüde benziyor? Hangi özellikleri benziyor?

Nagehan Alçı: Dışarıdan bakıldığında hiç benzemezler. Çünkü babam çok sakindi, çok dingindi. Ama bence birçok açıdan da çok benziyor. Çünkü babam çok kararlıydı. Hayatta çok kesin doğruları vardı. İnanılmaz prensipli bir insandı. Rasim de çok kararlı. Onun da hayatta çok keskin doğruları var. Rasim o doğrular için bütün kişiliğini ortaya koyuyor. Babam da öyleydi. Ama ikisinin yöntemleri çok farklı. Yöntemleri farklı olsa da sonunda ikisinde de iyilik için savaşma ruhu var. Bunu babamda çok gördüm. Gerçekten bu yıllarca aradığım bir şeydi. Onu başka bir yöntemle de olsa Rasim’de çok canlı bir şekilde gördüm.

Nuriye Akman: Her kadın babasına benzeyen bir erkek arar. Böyle bir klişe var. Her erkek de bir ölçüde annesine benzeyen bir kadın arar.

Rasim Ozan Kütahyalı: O anneyi babayı sevmekle alakalı galiba.

Nuriye Akman: Muhakkak. Hangi yönlerini benzeştirdiğinizi merak ettim. Hastanede yıldırım nikâhı ile evlendiniz. Baban mutluluğunu görsün, mutluluğuna şahit olsun istedin. Orada annen babanın yazdığı bir mektubu okudu. Baban, gönül rızasıyla ve ferahlığıyla kızımı Rasim’e veriyorum, bırakıyorum, emanet ediyorum dedi. Rasim, babanın güvenini nasıl kazandın?

Rasim Ozan Kütahyalı: Hakikaten bu kadar iyi anlaşacağımı düşünmüyordum. Tanımadığım için sohbet edilir, devam edilir diye düşünüyordum. Ama sonrasında gerçekten babam, rahmetli Rüştü Alçı öyle derin bir adammış ki gerçekten şu anda hayatta olsa, onunla sohbet etmeyi çok isterdim. Onu çok az tanıyabildim.

Nuriye Akman: Altı ay değil mi?

Nagehan Alçı: Son üç ay, üç ay bile değil, iki ay.

Nuriye Akman: Babanın ağır dönemine denk geldiği için.

Nagehan Alçı: Rasim, babamın sağlıklı halini maalesef hiç tanıyamadı.

Nuriye Akman: Bir baba nasıl olur da yüzde yüz güven duygusuyla kızını verir?

Rasim Ozan Kütahyalı: Aslında onu Nagehan ya da Ferhat annem daha da iyi açıklayabilir. Ama bütün içtenliğimle babamın karşısındaydım. Zaten her zaman öyle olmaya çalışan birisiyim. Ve o demek ki o güveni aldı. Aslında o kendi dünyasında Nagehan’ı Rasim oğluma emanet ediyorum, diyor. Aslında Nagehan’ın o tür bir söze de ihtiyacı olacak bir insan olduğunu düşünmüyorum. O başka bir duygu tabii.

Nuriye Akman: İnşallah baba olursun, onu hissedersin.

Rasim Ozan Kütahyalı: Çok iyi anlıyorum. Ama Nagehan’ın başka açıdan da duyarlılıkları var.

Nagehan Alçı: Normalde çok karşı çıktığım bir şeydir bu. Baba kızına sahip olur. Sonra onu kocasına emanet eder. Ama burada başka bir şey var. Babamın bütün iyi duygularıyla ve gözüm arkada gitmesin hissiyle o mektubu yazdığını biliyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Türkiye’de ve modern dünyada kadınlar için hayat daha zor. Bunu açıkça görmek lazım. Kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığı da çok destekleyen bir insanım. O duygu biraz da babaları kızlara yaklaştırıyor. Ama sevdiği bir insan için, inandığı şey için sonuna kadar giden bir insanım. Nagehan için yapamayacağım birşey yok diyebilirim.

Nuriye Akman: Yarın sevgililer günü. Nasıl bakıyorsunuz bu olaya? Özel bir şey yapacak mısınız? Sizin için her gün mü sevgililer günü?

Nagehan Alçı: Kutladığımız bir gün değil. O tip günlere çok ihtiyacımız olduğunu da düşünmüyoruz. Tüketim alışkanlıklarını körüklemek için vesaire. Biz ne hafta sonunu, ne hafta içini bölüyoruz… Ne Sevgililer Günü, ne diğer günler… En fazla doğum günlerimizi kutluyoruz. Onun dışında bir şey yapmayacağız.

için yapamayacağım birşey yok diyebilirim.

Nuriye Akman: Bu sene bir de Mevlit Kandili’ne denk geldi. Sizin için bunun özel bir anlamı var mıdır? Hazreti Muhammed sizler için de bir sevgili midir?

Rasim Ozan Kütahyalı: Türkiye’de daha çok siyasi kişiliğimle tanınıyorum. Ama hem İslam maneviyatı bağlamında, hem de bütün insanlığın birliği bağlamında kandillerin ve ona benzer kutsal günlerin çok büyük önemi var. Bu belki insanlara şaşırtıcı gelebilir. Bunu burada ilk defa ifade ediyorum. Zaten siz de insanlara ilk defa bir şeyleri ifade ettirmekle meşhur bir gazeteci olduğunuz için. Yaşadığımız dünyanın maneviyattan çok koptuğu kanaatindeyim. Modern dünya nimetleri, hatta nimetlerinden çok külfetleri olan, dünyadaki insanı dar bir alana sıkıştıran bir şey.

Nuriye Akman: Aklın dar alanı.

Rasim Ozan Kütahyalı: Evet, insanı aklın hapishanesine sokmak. Modernist anlayışa da her zaman muhalif olmuşumdur. İnsan özü itibariyle gerçekten bir anlam için ve o mana etrafında da yarattığı sevgi için yaşar. Fakat bugünün modern dünyası bütün bunları örttüğü için… Modern insan sürekli açık fikirli olmakla övünür. Hepimizi dâhil ederek söylüyorum. Bir insanın evi varsa açılan pencereden onun açık fikirli olduğu anlamına gelebilir. Ama ev yoksa açık fikirli olamazsınız. Pencereler yoksa ne nereye açılır.

Nuriye Akman: Peki sonuç olarak senin için Hazreti Muhammed maneviyat dünyanın sembolü müdür?

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii ki. İçinden geldiğim, içinde yaşadığım kültür ve Hazreti Peygamber üzerinden oluşmuş bir külliyat beni her zaman açıkçası beslemiştir. Hiçbir zaman dindar bir insan olmadım. Bunu açık yüreklilikle söylemek lazım. Ama Türkiye’deki laik aydınların ve kendimi de dâhil ettiğim liberal aydınların, hem din konusunda, hem de İslam konusunda kayıtsız olmaları her zaman kanıma dokundu.

Nuriye Akman: Nagehancığım sen ne düşünüyorsun?

Nagehan Alçı: Kandiller, aileleri bir araya getirdiği için ve bir görüşme vesilesi olduğu için içimi ferahlatan günlerdir. Ama kandilde dini duygularımın uyandığını söyleyemem. Çünkü ibadet eden bir insan değilim. İslamiyet konusunda yeterli bilgiye sahip olduğumu da düşünmüyorum. Bunuda çok sık söylerim. Aramızda da konuşuruz. Bizim içine doğduğumuz kültür, içine doğduğumuz dine karşı bizi kör yapan bir kültür. Müslüman bir ailede yetiştim. Annemler, her zaman oruç da tutardı. Ama laik denilen düzende yetiştim. Dolayısıyla dinle alakam da orta düzeyden bile az diyebilirim. Saygım var. Ama özel olarak ibadetim de yok.

Nuriye Akman: Merakın yok.

Nagehan Alçı: Yok. kültür olarak …

Nuriye Akman: Üsluplarınıza gelelim. Bana göre ikiniz de dik başlısınız ve polemiği seviyorsunuz. Bunu ifade ediş biçiminiz farklı. Nagehan, tırnak içinde daha steril, daha kibar bir dille bunu yapıyor. Adeta akupunktur yapar gibi. Nagehan’ı bazen üslup olarak eski Nuriye’nin alışkanlıklarına yakın görüyorum. Aman Rasim için dıştan aldığım imaj, daha şiddet yanlısı görünüyor. Siz birbirinizin üslubunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Katılır mısın?

Nagehan Alçı: Dışarıdan bakıldığında iki zıt kutup gibiyiz. Ama herhalde yüzlerimizin iki ayrı boyutu var. Evde biri gelip fotoğrafımızı çekse iki ayrı kutup gibi değiliz. Birbirimize aslında üslup olarak da benzeyen insanlarız. Çünkü evde bu gördüğünüz sakinliğimden biraz daha heyheyliyim. O da ekranda görünen heyheyliğinden çok daha kibar. Dolayısıyla ikimiz de bir yukarı çıkar, bir aşağı ineriz. Ekrandaki üsluba gelince, steril diyorsunuz. Rasim de zaman zaman bana kızar. Çok sterilsin, bu toprakların dilini kullanmıyorsun diye. Olabilir. Alman okulunda okudum. Üzerine Amerika’da üniversiteye gittim. Bunların hepsi kötü olabilir. Bundan kurtulmaya da çalışıyorum.

Nuriye Akman: Hayır hayır.

Nagehan Alçı: Yerli olmuyor bazen.

Nuriye Akman: Sakın, Rasim’in üslubu gibi yazma.

Nagehan Alçı: Yok yok, hiç önemli değil. Birbirimizi o konuda etkilemiyoruz. Ama her türlü üzerinde de düşünmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla benim üslubum daha sakin. Seçtiğim kelimeler de belki sokakta bazen insanların kullandığı kelimeler değil.

Nuriye Akman: O daha sokak çocuğu, değil mi?

Nagehan Alçı: Evet. O daha çok kitlelere hitap ediyor.

Nuriye Akman: Şov mu yapıyor?

Nagehan Alçı: Asla şov yapmıyor. Hatta o kadar şov yapmıyor, kendini kaptırıyor. Rasim’i zaman zaman çok sert bulup eleştiriyorum da. Gerçi kendi kendime söz verdim. profesyonel hayat ayrı. Onun üslubunu eleştirmemeliyim diye. O da benimkini eleştirmemeli. Ama şov yapmadığına eminim. Çünkü içinde o damar var. Evde de bu kadar sert. Evde ekrandaki gibi patlamasa da aşağı yukarı aynı kelimeleri kullanıyor.

Nuriye Akman: Şiddet bağımlısı mısın sen?

Rasim Ozan Kütahyalı: Yok. Aslında bu gördüğünüz gibi çok sakin bir insanım.

Nuriye Akman: Burada öylesin. Ama bir Can Ataklı’nın karşısında, bir Ümit Zileli’nin karşısında adeta bir boks maçı yapıyorsun. Öyle değil mi? Sanki biraz da reyting olsun. İnsanlar ne diyor bu adamlar desin, seni izlesinler istiyorsun.

Rasim Ozan Kütahyalı: Böyle değerlendirenlere saygılıyım…

Nuriye Akman: Ne oluyor? Kamera mı seni bozuyor?

Rasim Ozan Kütahyalı: Hayır. Dikkat ederseniz, orada başkaları ile ilgili, birilerinin haklarıyla, özgürlükleriyle ilgili vicdani konularda bazen kendimi tutamam. Bu iki gün evvel de oldu. Yayındaydık. Bir konu geldi. Başörtülü şehit eşleri hala ordu evine giremiyor. Şehit eşi, oradan biri soru sordu. Hayır, giremez, türban takarsa giremez. Sinirlendim, kendimi tutamadım. Başka bir konu da, malum bir milletvekili, Cumhurbaşkanı’nın etnik kökenini sorgulamaya kalkması.

Nuriye Akman: Her zaman bir mazeret vardır. Ama sonuçta bilinçli seçilen bir üslup mu, yoksa çocukluğundan beri böyle ateşli biri miydin? İlle bağırmak mı lazım, Rasim?

Nagehan Alçı: Ben de sizin gibi düşünüyorum. Belli bir boyutun üzerine çıkan sesten çok rahatsız olurum. Evde de öyle. Ekranda da öyle, bakamam. Ama Rasim ile neredeyse bütün zamanımızı birlikte geçirmeye başladık. Haliyle sokağa da birlikte çıkıyoruz. Orada gördüğüm kadarıyla insanların yüreğinin soğutulmaya ihtiyacı varmış. Toplumda birinin bunu yapması gerekiyormuş. Bunu da Rasim yapıyor. Bunu kurgulayarak yapmış değil. Doğal olarak o çıkan ateş, birileri için hakikaten terapi gibi oluyor. Aylardır bunu çok yakından izliyorum. Abi çok teşekkürler, bizim söylemek istediğimizi söylediniz. Yaramıza derman oldunuz. Sağolun diyorlar.

Rasim Ozan Kütahyalı: Nuriye Hanım geçenlerde bana güzel mail geldi. Diyor ki, yıllardır bizleri, gayrimüslimleri, Ermenileri, yahut Türkiye’de haksızlığa uğrayan kim varsa, Kürtleri, dindarları, Alevileri haksızlığa uğrayan kim varsa, bizleri savunan dil, çok kibar, çok alttan alan bir dildi. Öbür taraf da onları hep ezici konuşuyordu. İlk defa bunu siz değiştirdiniz. İsim vermeyeyim, belli isimleri sıralamış, egemen sistemin adamları. Bir örnek vermiş orada. 2005 yılıydı diyor. Rahmetli Hrant Dink konuşuyor. Benim konuşma hakkım var, diyor. …. Senin konuşma hakkın varsa, bizim de susturma hakkımız var demiş adam. Orada ilk defa diyor, o adamların üslubuyla o adamları madara eden bir şey çıktı diyor. Bu yanlış veya doğru diye sorgulamıyorum. Ama o birikmişlikle artık birilerinin… Bunu söylemek istediğim için söylüyorum.

Nuriye Akman: Nagehan, Rasim’i izlerken, Dinamit’te olsun, Ters Cephe’de olsun, ne hissediyorsun? …

Nagehan Alçı: Vardı.

Nuriye Akman: O eleştiriyi yapabilen biri olarak, bunun altını çizerek sorayım. Rasim, şiddet dilini kullanıyorsun, yapma dedin. O zaman evli değildiniz. Şimdi biraz daha masum geldiğini görüyorum. Kocayı kayırma mı var?

Nagehan Alçı: Yo yo, asla. O huyundan hoşlanmıyordum. Hala da hoşlanmıyorum. Ama gördüğüm kadarıyla bunun toplumda bir karşılığı var. İyi bir şeye hizmet ediyorsa… Hala kızıyorum. Geçen gün Müjdat Gezen’e yaptıkları bence çok sertti ve bunu tiwitter’a da yazdım. Sonra beni reklam yapmakla suçluyorlar. Komik komik şeyler oluyor. Ama onun üslubunu sert buluyorum ve eleştiriyorum. Sadece erkek üzerinden konuşmayı da yanlış buluyorum. Şu anda Rasim’i eleştirmek için sohbet etmek istemiyorum. Tamamen erkek egemen düzende erkeğin bağırması, erkeğin sokakta karşılık bulması, bunlar da çok sinir bozucu şeyler. Bu onun kendi üslubu. Benim kendi üslubum. Herkesin kendi hayatı var. Medyada ikimizi sürekli birlikte değerlendirme havası oluştu.

Nuriye Akman: Daha yeni evlisiniz. Bir süre sonra alışacaklardır. Sizi bir arada ilk kez görüyoruz. Senin sinirini bozan başka şeyler de var. Zaman zaman köşende yazıyorsun. En son “Papermoon’daki erkekler” diye bir yazını hatırlıyorum. Müthiş bir yazıydı ama üzerinde fazla konuşulmadı. Sana hatırlatmak istiyorum. Ertuğrul Özkök’ün başları kapalı eşlerini eğlenmeye götürmeyen erkekleri eleştiren yazısına bir cevap yazdın. Dedin ki, laik kesimde başları açık eşlerini evde bırakıp, böyle mekânlara genç sevgilileriyle geliyorlar. Muhafazakârlar gizli, beyaz Türkler eşlerini aleni aldatıyorlar dedin. Bu fikre nasıl ulaştın?

Nagahen Alçı: Türkiye’de yaşayarak. Papermoon’a giderek. Onun türevlerine giderek. Etrafıma bakarak, kör olmayarak. Davet edildiğim yemeklerde yanıma oturanların kimleri getirdiğini görerek. Gittiğim seyahatlerde, otellerde kimler var, kimler yok diye bakarak. Hakikaten bu çifte standarda kadınların da erkekleri kayırarak, hiç seslerini çıkarmamasından ulaştım. Bu konu her yerden fışkırıyor. Hiç kimseden bir tepki gelmiyor. İnanamıyorum ve çok büyük bir ikilemdeyim. Sürekli agresif bir şekilde bunun üstüne mi gitmek lazım, yoksa batsın bu dünya deyip kendi doğrunla kabuğuna çekilip, kendi kendine mi yaşamak lazım?

Nuriye Akman: Seyircilerimize o yazıdan bir pasaj okuyacağım. Diyorsun ki, Ertuğrul Özkök ve erkek arkadaşlarının belirli aralıklarla toplanıp, kadınları mal olarak gördükleri, karı kız muhabbeti yaptıkları geyik sohbetleri masaya yatırılmalı. Hadi yatırın buyurun. O sohbetlerde cinselliğin ne kadar yer tuttuğuna, kadınları aşağılayan hangi hikâyelerin anlatıldığına değinelim mi? Siz o sofralarda bulundunuz mu? Çünkü hangi jargonla kadınlardan bahsedildiğini çok iyi biliyoruz.

Rasim Ozan Kütahyalı: Ertuğrul Özkök onları yazıyor. Orada bulunmaya gerek yok. Ertuğrul Özkök zihniyetini o zaten.

Nagehan Alçı: Bugünkü yazısını okudunuz mu?

Rasim Ozan Kütahyalı: Onun için Nagehan, o eleştirisinde çok haklı.

Nuriye Akman: Laik kesim kadınları tırnak içinde nasıl mal gibi görüyor?

Rasim Ozan Kütahyalı: Belki laik kesim diye sınırlandırmak doğru değil. Ama Türkiye’de…

Nagehan Alçı: Muhafazakar kesim de aşağı yukarı öyle.

Rasim Ozan Kütahyalı: Nagehan tabii çok daha iyi değerlendirir konuyu. Ama ben de o yazıyı okur okumaz Nagehan’ı tebrik etmiştim. Siz de Türkiye’nin kadın yazarısınız. Bizde feminizm deyince çok yabancı bir şey akla geliyor. Karikatürist görüntüler. Halbuki gerçekten bu ülkede kadınlara yapılan haksızlıkların haddi hesabı yok. Türkiye’de ırkçılık, darbe yapmak isteyen, cami bombalamak isteyen adamların halini artık görüyorsunuz. Orada bir ilerleme var. Ama kadına karşı ayrımcılık ve kadınlara karşı ortak bir düşmanlık var. Bu, kendini en çağdaş gösteren adamlarda da oluyor.

Nagehan Alçı: Hıncal Uluç da mesela. Bu kadar yakın zamanda Defne Joy Foster üzerinden yazılan bu yazılar, hala göğsünü gere gere yazılabildiğini gösteriyor. Buna daha ortak bir platform düzeyinde karşı çıkabilmemiz lazım. Bunların herkesin inanılmaz derecede sinirini bozması lazım. Ama bakıyorum etrafa kimsenin sinirini bozmuyor. Bozmadığı için sinirimi iyice bozar hale geliyor.

Nuriye Akman: Defne Joy yazın çok tartışıldı. Hıncal Uluç’u susturmak lazım, bu üslubu kullandığı için dedin. Onun üzerine de sana bazı tepkiler oldu, değil mi? Ne düşünüyorsun? Seni aradı mı? Hislerini bildirdi mi yahut görmezlikten mi geldi?

Nagehan Alçı: Aramadı. Herhangi bir tepki de gelmedi. Beklemiyorum zaten. Hıncal Uluç, dönüp de ne televizyon programlarına, ne de yazılara tepkisini belli eden bir yazar değil. Hıncal Uluç’un ne düşündüğünü bilmiyorum. Ama orada tekrar söylüyorum. Benim yazım üzerine birkaç yazar, ağır ithamlarda bulunan, birkaç yazı kaleme aldı. Orada susturmak lazım derken onlar, şiddetle, zor kullanarak birini susturmak şeklinde anladı. Çünkü kamuoyu baskısı, ortak bir dil oluşturma gibi kavramlardan anladığım kadarıyla bihaberler. Dolayısıyla orada susturmaktan kastım, ortak bir okur tepkisi geliştirmek. Vicdanlı insanların ortaya çıkıp, bunları görmek istemiyoruz diye ortak ruh oluşturmalarıydı. Kamuoyu baskısı ile doğal olarak bu yazıların önünü kesmekti. Hatta bunu anlatan bir yazıyı da Salı günü detaylı bir şekilde yazmayı planlıyorum. Zamanında Bekir Coşkun’un bizi rahatsız eden birkaç yazısı vardı. Yılmaz Özdil’in de öyle. Oktay Ekşi’nin de öyle. Bunlar hakikaten uluslararası düzeyde, Rasim’e söyledim, nefret kusuyorlar. Bunlara karşı hiçbir şey yapılmaması, ondan sonra otorite yardımıyla bazı isimlerin sistem dışı bırakılması, hiç demokratik değil. Kamuoyunun aktif olması lazım.

Nuriye Akman: Rasim, Taraf Gazetesi’nin yaklaşımını bu haberlerin veriliş tarzını nasıl buldun? Bu olayla ilgili kafanda bazı soru işaretleri var mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Orada Nuriye Hanım, Taraf Gazetesi açısından değişik bir durum var. Orada çok istismar etmek istediler. Ama burada bizim gazetenin tavrı doğruydu. O bel altıları görüp ona cevap vermek yerine, görmemeyi tercih ettiler. Ahmet Altan, Defne Joy Foster’ın trajik bir şekilde ölümü ile ilgili mükemmel bir yazı yazdı. Ondan sonrasını istismar etmeye kalkmak Altan ailesine politik bir şey. Onların dünya görüşünü çürütemedikleri için. O gün çıldırdım. Bir yazı yazacaktım, yazmadım. Bir ana haber bülteni, utanmazca Ahmet Altan niye cenazede yoktudiyordu.

Nuriye Akman: Kerem Altan’ın polise verdiği ifade de olan bitenin ifade edilme biçimi de tartışıldı.

Rasim Ozan Kütahyalı: Orada bildiğim kadarıyla, Kerem ile konuşmadım konuyu, ama Kerem’in ağzından çıkmayan, polisin öyle yazdığı ifadeler var. Duygusal bir ilişki var diye bir şey dememiş. Polisler, ifadelerde onu kendine çevirir.

Nuriye Akman: İfadelerde anlatıldığı gibi mi oldu olay? Senin kafanda soru işareti var mı? En son Savaş Ay, Defne Joy Foster’ın annesi ile konuşmuş. O vakti gelince bazı şeyler açıklanacak diyor.

Rasim Ozan Kütahyalı: Hatice Hanım, başka bir gazeteciye de hakkımı Rasim Ozan Kütahyalı savunsun istiyorum, demiş.

Nuriye Akman: Senin mideni bulandıran, seni rahatsız eden, olaya şu yönüyle de bakılmalı, acaba şöyle olmalı mıydı diye kalbinden geçirdiğin bir his var mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Defne Joy Foster’ın ölümünden sonraki süreç için var. Türkiye’de herkes sınıfta kaldı. Berbat yazılar çıktı. Onun üzerinden hala inanılmaz…

Nuriye Akman: Onu sormuyorum. Ölümün olduğu gece ile ilgili soru işaretlerin var mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: O konuda özel bir şekilde ne olmuş, ne bitmiş diye bir merak içine girmedim. Ama o durumu yargılamak, hiç kimsenin hakkı değil.

Nuriye Akman: Hayır, yargılamıyoruz.

Rasim Ozan Kütahyalı: Orada karanlık bir nokta olduğunu asla düşünmüyorum. Çünkü Kerem Altan, babası Ahmet Altan kadar dürüst bir insandır. Bazıları şöyle söylüyor. Polis ifadesinde şunları şunları söylemeseydi. Bu yalan söylemeye davet ediyor. Çok ayıp bir şey.

Nagehan Alçı: Bence orada çok ciddi etik sorunlar var. Polis ifadelerinin çarşaf çarşaf gazetelerde yayınlanabilmesi Türkiye’de çok ciddi bir medya etiği eksiği olduğunu gösteriyor. Sorun bir kere burada. Kerem Altan, ne derse desin, ertesi gün bizim bunları fotoroman okur gibi gazetelerden okumamamız lazım.

Nuriye Akman: Ama bu bütün davalarda böyle, bütün soruşturmalarda böyle.

Nagehan Alçı: Bence orada bir düzenlemeye gidilmesi lazım.

Nuriye Akman: Ama bazı konularda da biraz özeleştiri yapalım. Hepimiz üstüne atlıyoruz, değil mi? elimize geçse oturup yazıyoruz.

Nagehan Alçı: İşte bütün bu süreçte o beni çok rahatsız etti. Hem bu bütün yazışmalar, hem de adli tıptan kesin bir karar gelmeden gerçekleşti. Yok işte şurada uyuşturucu yokmuş, şu varmış. Aman uyuşturucu olabilirmiş. Ama otuz madde incelenmiş, diğer üç madde incelenmemiş. Bütün bunların denetime alınması lazım. Ceza uygulanması lazım.

Rasim Ozan Kütahyalı: Polis ifadelerinin ele geçirilip yayınlanmasını gazetecilik açısından önüne geçemezsiniz. O ayrı bir şey. Ama polisteki tutanaklar, aynen yayınlanmayıp, olmayan şeyler araya sızdırılıyorsa… Bunları yapanlar oldu. Bu konuda hassas bir mesele olduğu için özel olarak üstüne gitmedim. Ama büyük namussuzluklar yaptılar. Sırf konu Altan ailesine dolansın diye yapanlar oldu.

Nuriye Akman: Ölümün gerçek sebebi ile ilgili beyninizde bir soru işareti var mı anlamında sormuştum. Ama ikinizde de yok.

Nagehan Alçı: Özel olarak düşünmedim.

Rasim Ozan Kütahyalı: Bakmak lazım. Onu bilmiyorum.

Nuriye Akman: Rasim, sol Kemalist bir aileden geliyorsun. İlk zamanlar Taraf’ta yazdığını bile ailen komşularından saklamışlar. Taraf’ı sevdirebildin mi ailene? Şu anda ne durumdasınız?

Nagehan Alçı: İlk başlarda öyleydi. Uzun bir süre Taraf Gazetesi’nde yazdığımı aileme söylemedim. Hatta İlker Başbuğ yazılarından sonra babamın iki kere tansiyonu çıktı. Fakat ondan sonra şunu gördüm. En yakınlarımız, mesela yazlık komşularımız, annemlerin 20-25 yıllık dostları, sanki yazdıklarımdan ötürü onlar da suçluymuş, sorumluymuş gibi garip tavırlara girdiler. Türkiye’deki ulusalcı, faşizan atmosfer bu. Ailem bunu gördükten sonra biraz daha farklı baktılar.

Nuriye Akman: Açıldı mı şimdi? Okuyorlar mı? Taraf’ı artık para verip alıyorlar mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii tabii, okuyorlar. Yine onların Atatürkçü, Kemalist devrimleri baskındır. Fakat Türkiye’de Atatürkçülük adına, Kemalizm adına, ulusalcılık adına bir çılgınlık, bir delilik atmosferinin olduğunu, oğulları üzerinden olan tartışmalarda çok daha net gördüler. Belki dışarıdan baksalardı bu kadar iyi göremezlerdi. Onun için çok yararlı olduğunu söyleyebilirim.

Nuriye Akman: Nagehan, senin ailen hangi siyasi gelenekten geliyor? Sen böyle bir çatışma yaşadın mı? Rasim’in yaşadığı çatışmanın benzerini kendi ailende yaşadın mı?

Nagehan Alçı: Her şeyden önce Taraf Gazetesi gibi uç bir gazetede yazmıyorum. Orta, merkez bir gazetede yazıyorum. Dolayısıyla kimse Akşam’da yazdığı için şimşekleri üzerine çekmez.

Nuriye Akman: Hayır, siyasi görüşlerinin farklılaşmasından bahsediyorum. Öyle bir şey yaşadın mı?

Nagehan Alçı: Babamın tarafı CHP’li bir ailedir. Hatta amcam da eskiden Kayseri’nin iki belediye başkanından biriydi. Kayseri’nin CHP’li olduğu dönemde. Anne tarafım da hep merkez sağdır, ANAP’lıdır. Ancak babam o klasik CHP’li anlayışın çok uzağındaydı. Hatta öyle ki Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ilk gerçek başbakanı derdi. Ak Parti’nin birçok politikasını da çok desteklerdi. Annemle o kadar fazla siyaset konuşmayız. Ama annem de AK Partiye yakındır. Yakın ailemde, bugünkü CHP çizgisinde kimse yok. Dolayısıyla öyle bir çatışma yaşamadım.

Nuriye Akman: Rasim ile ilgili merak ettiğim iki şey var. Birincisi askere gittin mi, gidecek misin? Aktütün saldırısından sonra gitmeyeceğim diye bir yazını hatırlıyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Henüz askere gitmedim. Ama o yazıda şunu ifade ettim Ben vicdani retçi değilim. Türkiye, dünyanın bütün gelişmiş ülkeleri gibi vicdani ret hakkını tanımalı. Ama vicdani ret ordunun olmaması anlamına gelir. Ordu kavramını, orduyu reddetmektir. Bende öyle bir anlayış yok. Türk ordusunun dinamik, güçlü, yüzde yüz sivil otoriteye bağlı, tamamen kışla içinde askerlik mesleği ile ilgilenen bir ordu olması…

Nuriye Akman: Değişmeyeceğine göre.

Rasim Ozan Kütahyalı: Şu var. Yazdığım o günden beri Türkiye ilk defa bana göre Türk Silahlı Kuvvetleri için çok hayırlı günler yaşanıyor.

Nuriye Akman: Gidecek misin gitmeyecek misin aziz kardeşim Rasim Kütahyalı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Zamanı gelince bakacağız diyeyim.

Nuriye Akman: Zamanı gelmedi mi?

Nagehan Alçı: Hiçbir yere gidemez. Daha yeni evliyiz.

Nuriye Akman: Eşim bırakmıyor dersin çağırırlarsa. Çağırıyorlar mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Yok, şu anda öyle bir durum yok.

Nuriye Akman: Sen ne düşünüyorsun? Gitmeli mi?

Nagehan Alçı: Herkes gidiyor, tabii ki gitmeli. Rasim’in bir ayrıcalığı yok.

Rasim Ozan Kütahyalı: Burada bireysel bir imtiyaz olarak gitmemekten bahsetmiyorum. Benim bahsettiğim…

Nuriye Akman: Biliyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Artı şudur. Zorunlu askerlik uygulamasının Türk ordusuna da hiçbir yararı yok. Zorunlu askerlik uygulamasının da derhal kalkması gerektiğini düşünüyorum.

Nuriye Akman: Dedektif olmak istiyormuşsun çocukken. Gazeteciliği de bu duygularla mı yapıyorsun? Zaman zaman bazı şeyleri afişe ettiğini görüyorum. Oturuyorsun, çalışıyorsun, perde arkasını anlatıyorsun. Bu duygu var mı? Hanımefendi görüntünün arkasında bir dedektif...

Nagehan Alçı: Vardı. Yaklaşık on yıldır gazetecilik yapıyorum. Araştırmacı gazetecilik yapmarken, özellikle ilk yıllarda çok vardı. Çok seyahat ediyorum. Yazı dizileri hazırlıyorum. Hanımefendi, çıtı pıtı görünüyorum. Ama İsrail bombaladığı zaman Lübnan savaşına gittim. Irak savaşı devam ederken Kürdistan bölgesine gittim. İran’da gözaltına da alındım. Güneydoğu’ya çok sık gittim geldim. Hamas bombalarken, Şam’a gittim. Kafama bir şeyi koyup, tırnaklarımla derine ulaşma heyecanını çok severim. O da tam böyle dedektiflik heyecanı. Çocukluktan gelen o dürtüyü çok kamçılayan bir şeydi. Son birkaç aydır, belki birazcık evliliğin de, biraz babamın hastalığının da etkisiyle seyahatlerimi azalttım. Biraz daha yorumculuğa doğru evrildim. Ama o içimdeki duruyor ve aynı şekilde devam etmek istiyorum.

Nuriye Akman: Rasim, göz göre göre karını bir savaşa göndermek ister misin? Olabilir, onun mesleki kariyeri midir, yoksa onun içine bir koruyuculuk da girer mi? Gitmesen olmaz mı Nagehancığım der misin?

Rasim Ozan Kütahyalı: Üç dört gün önce böyle bir şey oldu. Kahire’ye gitmek istedi. Ben de o gün tam o sırada televizyonu açtım. TRT muhabiri orada inanılmaz bir şey görmüş. Derhal Nagehan’ı aradım. Allah aşkına gitme dedim. Ben söylerim. İçimden geçeni saklayacak bir insan değilim.

Nagehan Alçı: Yok, ben aklıma çok yatarsa giderim.

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii. Zaten onun o ihtirasına âşık oldum. Nagehan, gerçekten kafasına koyduğu şeyi yapan biri.

Nuriye Akman: Böyle bir tehlike var. Önce erkekler kadınların bu ihtirasına âşık olurlar. Ondan sonra da bu onların dezavantajı haline gelir. Umarım sizde böyle bir şey olmaz.

Nagehan Alçı: Nasıl bir dezavantajı olur?
Nuriye Akman: Kadının öne çıkması, kariyerinde yükselmesi gibi…

Nagehan Alçı: Yok, aşağı yukarı aynı işi yaparım.

Nuriye Akman: Nagehan, Rasim’in Helin Avşar röportajının fotoğraflarını nasıl bulmuştun? O zaman birlikte değildiniz.

Nagehan Alçı: Eski hayatına dair hiç yorum yapmak istemem.

Nuriye Akman: Nasıl bulmuştun?

Nuriye Akman: Nagehan: Çok kötüydü.

Nuriye Akman: Kötüydü, estetik dışı. Kavga ettiniz mi bu yüzden?

Nagehan Alçı: Kavga etme seviyesinin bile dışında buldum.

Nuriye Akman: O kadar.

Nagehan Alçı: Sevmiyorum.

Rasim Ozan Kütahyalı: Nuriye Hanım, bize yapacağınızı yaptınız.

Nagehan Alçı: bu fotoğrafları göstermezseniz çok sevinirim.

Nuriye Akman: Hayır, insanın hayatında bir şeyler var. Sen de sonradan özeleştirini yaptın.

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii tabii. Söyledim, açık açık konuştum. Onun için söylememe gerek yok.

Nagehan Alçı: Ama erkek yapınca bir şey olmuyor.Ben böyle bir erkekle poz versem, erkek yapınca böyle ağırlanıyor. İşte bunlarla mücadele ediyorum. Sinirlerim oynuyor.

Nuriye Akman: Sizi bu kadar üzeceğini bilseydim… Artık bunlar konuşulmuştur, aşılmıştır diye düşündüm.

Nagehan Alçı: Sizinle hiç alakası yok. Bu genel algı. Çok ayıp olur diye burada benim fotoğrafımı göstermezdiniz. Ama onunkini gösteriyorsunuz. Çünkü maço sistem bunu besliyor.

Rasim Ozan Kütahyalı: Haklı orada Nagehan.

Nagehan Alçı: Şimdi burada kocam otururken benim öyle fotoğrafımı tabii ki göstermezsiniz.

Nuriye Akman: Hukuk Fakültesi’nin ilk sıralarına oturduğunda benim yerim burası değil demişsin. Neydi o duygu? Daha sonra hukuk maceran nasıl devam etti? Bıraktın mı?

Rasim Ozan Kütahyalı: Tabii tabii. Hukuk fakültesine girdikten bir süre sonra, buranın bana yarar sağlamayacağını hissettikten sonra, Türkiye’deki mevcut avukatlık düzenini gördükten sonra bıraktım. Her zaman fikir ve sanatla uğraşmak istiyordum. O şekilde bitti.

Nuriye Akman: Ama bakıyorum kariyerine Nagehan daha hırslı. Dünya kadar diller biliniyor. Dünya kadar kurslara gidilmiş, okullar bitirilmiş. Muhteşem bir CV’in var. Devam ediyor mu hırsın? En son İspanyolca mı öğreniyordun?

Nagehan Alçı: İspanyolca biliyorum. Arapça’da kaldım. Dil öğrenmeyi çok seviyorum. Rasim’in de başka hırsları var. Bu biraz tutkuyla, aşkla alakalı. Ben dillere aşığım. Almanca, İngilizce, İspanyolca, Fransızcam çok iyi değil. İdare ediyorum. Bunları aman çok daha başarılı olayım diye yapmadım. Tuhaf bir tutku… Bunu da öğrenmem lazım, bunu da… Açgözlülük gibi. Sonunda Arapçaya başladım. Türkiye’de birçok batı dilini öğrenmek kolay. Çok komik bir şekilde Arapça ve Farsça öğrenmek çok zor. Arapça öğrenmeyi beceremedim. Çünkü doğru bir mecra bulamadım.

Nuriye Akman: Belki de özel bir hoca ile... Galiba dile karşı özel bir yeteneğin var.

Nagehan Alçı: Yeteneğim de, ilgim de var.

Nuriye Akman: Valla yakışır. Cristian Amanpour galiba senin rol modelin?

Nagehan Alçı: Evet. Çok seviyorum. Çalışkanlığına da hayranım. Maalesef ben o kadar çalışkan değilim. En son galiba İsrail’de Ehud Barak ile konuştu. Nerede olay varsa orada hiç durmuyor. Türkiye’de böyle bir gazetecilik maalesef çok yapılamıyor. Bunun için medya sistemini de sorgulayıp sisteme kızmıyorum, kendime de kızamıyorum. Tembellikten yapmıyoruz. Başka bir şey değil.

Nuriye Akman: Bir bebekle de daha ağır sorumluluklar yüklenmek zorunda kalacaksın. Bu durum, kadınları daha fazla etkiliyor, değil mi? Böyle bir tehlike sezinliyor musun? Bu nedenle bebek konusunu biraz geciktirmeliyim, kariyerime engel olur mu, zaten yavaşladım, yoruma kaydım gibi, bir düşüncen var mı?

Nagehan Alçı: Bebek işini daha düşünmedik. Çok erken. Ama önümüzdeki zamanda düşünürsek, kariyer meselesi işin içine girecektir tabii. Seyahat etmemi bir süre engelleyebilir. O da başka bir haz. Ama şu an anne olmak istiyor muyum, istemiyor muyum ben de daha bu sorunun cevabını vermedim.

 
windows live messenger
limewire indir
casus telefon